Şiirle ilgilenip de İranlı Şair Firdevsi’yi tanımayan yoktur sanırım. Yaşadığı devrin önde gelen şairlerindendi. Akıcı üslubu ile yaşanmışlıklara dikkat çekerdi. Onu tanınmış kılan bu özelliği ile birlikte Acem milliyetçiliğidir diyebiliriz.
Asker, savaşta kılıcını kullanırken şair de kalemini silaha dönüştürür. Birbirinden farklı algılanabilirler ama aslında her ikisi de benzer bir sonuçla yüzleştirir insanı. Şair estetik kelimelerle ruhu okşadığı gibi parlattığı lisanı ile mısraları hançere çevirebilir.
Atalarımızla en uzun süre savaşan millet İranlılar olmuştur. Yüz elli yıldan daha fazla. Bu savaş sadece cephelerde olmamıştı. Kültür, sanat alanlarında da iki millet kıyasıya bir yarış içerisindeydi.
Firdevsi, Gaznelilerin, İran’a hakim olduğu bir dönemde bir haksızlığa uğrar ve Gazne’de bulunan Sultan Mahmud’un huzuruna çıkmaya karar verir. Sarayın bahçedeki üç adama yaklaşır ama adamlar Firdevsi ile ilgilenmez. Firdevsi üsteleyince içlerinden biri: “Efendi, şairseniz ancak sizinle ilgilenebiliriz, değilse bizi meşgul etmeyin.” der.
Firdevsi:
Şiirden bahsettiğinize göre şair olmalısınız, bir ayakla başlayın, herhalde ben de gerisini getirim, der.
Adamlardan biri: “Senin yanağın gibi parlak ay yoktur”
İkincisi:“Yanağın gibi gülşende gül bulunmaz”
Üçüncüsü ise: “Kirpiklerin zırhları deler de geçer”der.
Firdevsi de şiiri şu mısra ile tamamlar: Peşenk cenginde Kiyu mızrağı gibi.
Firdevsi, bu mısrası ile şairleri şaşırtır. Çünkü okuduğu mısra ile şair olduğunu ispatlamakla kalmayıp aynı zamanda tarihi bir olaya da parmak basar. Firdevsi’nin tek mısra ile işaret ettiği olay mı? Bir hayli vahim ama gerçek.
MÖ 7. yüzyılda yaşamış olan Alp Er Tunga kahramanlığı ile ün yapmış Saka Türk İmparatorluğu’nun hükümdarıdır. İki millet arasında yapılan savaşlarda genellikle Türkler galip gelirdi. Bundan dolayı İranlılar Alp Er Tunga’ya kötülük tanrısı manasına gelen Afrasyab lakabını takar. Peşenk Savaşı’nda ordusu dağılan Alp Er Tunga, esir düşecekken kendini suya atar. Suyun kenarında bulunan İranlılar onu kurtarmak istediklerini söyleyerek kıyıya yanaşmasını sağlar. Kıyıya çıkan Alp Er Tunga mızraklarla öldürülür. Bazı kaynaklar da Keyhüsrev’in, Alp Er Tunga'yı şölene davet edip hile ile öldürdüğünü yazar.
Firdevsi, Alp Er Tunga’nın İranlılar tarafından öldürülmesinden duyduğu gururu “Peşenk cenginde Kiyu mızrağı gibi” mısrasıyla dile getirir. Milattan önce yedinci yüz yılda yaşanmış bir olayın bin yirmili yıllarda İranlı Şair Firdevsi tarafından Gazneli Mahmud’un nedimlerine sevinçle aktarması, dinin milliyet kavramı üzerinde telakki edilememesi gerçeğine işaret eder bana göre.
Şair Firdevsi, Gazneli Mahmud ile görüşmeyi başarır. Gazneli Mahmud, aynı zamanda Firdevsi ’den Şehname’yi yazmasını ister. Şehname İran tarihini detayları ile işleyen bir eserdir. Firdevsi Şehname’yi bitirmesine rağmen Gazneli Mahmud’un kendisine vermeyi vaat ettiği ücreti ödemediğini söyler.
Bunun gerçek mi yoksa yalan mı olduğu tartışılır. Türklerin atası kabul edilen Alp Er Tunga’nın öldürülmesini zafer olarak haykıran bir şairin Gazneli Mahmud’u, Şehname'nin ücretini vermemekle suçlaması kadar doğal bir şey olabilir mi?
Zaman geçip de Timur Han, İran’ı işgal edince Firdevsi’nin mezarını ziyaret eder. Timur, Firdevsi’nin Türklere karşı duyduğu nefretin derecesini de iyi bilir. Mezarına yaklaşır ve: “Başı toprakla örtülü Firdevsi, İran’ın elimizdeki halini görmen lazım.” der. Sonra da Firdevsi’nin Şehname adlı muhteşem eserini rastgele açtırarak yazılı beyitin okunmasını emreder. Açılan sayfada şu beyit yazılıdır:
“Aslanların geçip gittikleri bu çimenlikte şimdi topal tilki avlanıyor.” Topal olması nedeni ile Timur Han'ın bu tesadüf karşısında morali bozulur ancak şu sözleri de söylemeden geçemez: ‘’Vallahi Firdevsi ölmemiştir.’’




















