Güncel
Giriş Tarihi : 20-08-2025 08:25   Güncelleme : 20-08-2025 08:27

Hatası, günahı, farklılıkları ile insan

İnsanı değerli kılan ruhunun derinliklerinden zuhur eden birbiriyle uyumsuz seslere aldırış etmeyip güzel ve doğru olana yönelebilmesidir.

Hatası, günahı, farklılıkları ile insan

Bazen siyasi konulardan çok kültürel hususlara ağırlık veriyor olmam beni rahatsız etmiyor değil. İnsanımız bir sürü sıkıntı ile cebelleşirken kültürel ve edebi yazıların ne değeri olabilir ki? Sanırım pek çok insan da böyle düşünüyordur. Ancak göz ardı edilmemesi gereken husus insanlığın huzurunu belirleyen her meselenin yine insan karakterinden beslenip, karanlık ya da ışık olarak dışa yansıdığıdır. Bu nedenle yine insan demek durumundayız.

Adaletin beynelmilel köprü olup herkesin kullanmak zorunda olduğunu görmezlikten gelemeyiz. Dürüstlüğü, çalışkan olmayı, çevreye duyarlı olmayı da. Ailemize, milletimize ve insanlığa karşı yükümlülüklerimiz olduğunu da. Daha pek çok şey sıralanabilir insan olabilmeye dair.

Çok iyi biliyoruz ki bütün bunların evrensel değerler olabilmesi adına çok ağır bedeller ödendi. Gücün karşısında adaletin tescili hiçte kolay değildi. Bugün bile tesis edilemeyen insanlık değerlerinden asırlar önce bahsedebilmek sanırım kişinin keçeye kılıç sallamasından çok ama çok daha delice bir şeydi. Ne var ki değerli olanın zor elde edileceğine inanmış olan dehalar karanlıktan beslenenlere kafa tutmaktansa onlara çanak tutanları eğitmenin çok daha iyi sonuçlar vereceğine inanmıştı. İşte tamda bu noktada insan kavramı ortaya çıkmaktadır. Yaratılışıyla uyumlu, taşıdığı akıl nimetiyle evrene faydalı.

Gerçek değerleriyle örtüşen karakter, kolay elde edilebilecek bir değer olsaydı insan bu denli müstesna bir varlık olamazdı. İnsanı değerli kılan ruhunun derinliklerinden zuhur eden birbiriyle uyumsuz seslere aldırış etmeyip güzel ve doğru olana yönelebilmesidir. Hiç bitmeyen bu savaşı kazanabilendir ancak et ve kemikten bedenini insan statüsüne yükseltebilen. Bunun zorluğu kadar güzel olduğunu Aristoteles’in şu söyleminden fevkalade anlayabiliriz. “Kendini bilmek, tüm bilgeliğin başlangıcıdır.”

Değerli fikir insanlarının hedefinde hep insan olmuştur. Dünyayı cennete veya cehenneme çeviren başka hangi varlık olabilir ki? İnsanlık alemi dışındaki her şey mükemmel bir işleyişe sahip. Toprak, gökyüzü ile uyumlu alışverişini sürdürürken her cins hayvan milyon yıldır dengeyi bozmayacak şekilde yaşamını sürdürüyor. Bir cins hayvan, gücü nedeni ile diğer bir cinsi yiyip bitirmiyor. Toprak da öyle. Yaşatmaya, korumaya ve büyütmeye odaklanmış. Bulutlardan aldığıyla bağrındakileri besleyip yaşatmaya devam ediyor.

Eksiklik insanda. Ademoğlu henüz varlığının gayesini gerektiği şekilde anlayabilmiş değil. Elinde bulundurduğu güç ile akıl gerçeğinin üzerini örterken dışa yansıttığı tek şey benlik duygusu olmaktadır. Bu manasızlaştırma hali ikrarın defi, inkarın celbinden başka bir şey değildir. Yaratıcı nazarında mevcut hali ile değerli kılınan insanın başka bir fani tarafından yok kabul edilmesi Tanrı’ya kafa tutmaktan başka ne ile tevil edilebilir ki?  

İnsan mutlak suretle varlık gayesi ile yüzleşmek zorundadır. Ancak bu gaye özümsendiği derecede bireysel ve toplumsal sorunlardan kurtulmak mümkün olabilir. Özünü oluşturan tek esas mevcut hali ile insan. Hatası, günahı, farklılıkları ve eksiklikleri ile. İnsan saygı duyulmaması gereken bir varlık olsaydı birbirinden farklı milyarlarca ruh ve beden yerine tek tip insan yaratmak Tanrı’nın daha çok işine gelirdi. Bu da melek konumuna taşınan insanı değersizleştirirdi. Yani sonuçta hepimiz aynı Tanrı’nın yarattığı birbirinden farklı ama aynı statüdeki varlıklarız.     

 

AdminAdmin