Kendi yanlışını doğru bilerek karşısındaki insanın hakikate uygun davranış ya da sözlerine gülen insanlarla bilmem karşılaştınız mı? Bu gülüş çoğu zaman alay derecesinde olur. Oysaki gülünen ve hafife alınan, gerçeğin ve güzelliğin ta kendisidir.
İnsanı böylesine bir yanlışa düşüren, gerektiği derecede bilgiye sahip olmamaktır. Oysaki bilgi evrenselleştikçe ortaya konan düşünce, meseleye bakış şekli ve algılama hâli de en detay hatlarıyla ortaya konmuş olur. Bu daha çok bilgi ile karışık düşünce sınırlarının zorlanması sonucunda kazanılabilen bir özelliktir. Ancak günümüzde hayatın olmazsa olmazı kabul edilen ve bilgi edinmeyle alakası olmayan pek çok faktör her geçen gün insanımızı bir çıkmazın içerisine sürüklemektedir. Bireyle alakalı olsa da sosyal hayatı şekillendiren sistemin bir sonucu olan bu sürükleniş sorgulamamayı ve araştırmamayı dayatır hâle getirmektedir. Bunun ne denli büyük bir ziyan olduğu ancak evrensel nizamın işleyişine bakılarak anlaşılabilir. Bu da dar kalıplardan kurtulmakla orantılı bir kazanımdır.
Ziraat fakültesini bitiren delikanlı mezun olduğu okuldan diplomasını alarak memleketine gider. Birkaç gün sonra da babası ile birlikte meyve bahçesini dolaşmaya çıkar. Bir ara babasına dönerek şöyle der: “Babacığım, çok eskimiş bilgilerle ziraat yapıyorsunuz. Çalışmalarınıza bu şekilde devam ederseniz kâr değil, bilakis zarar edersiniz. Mesela şu ağaç oldukça bakımsız görünüyor. Öyle sanıyorum ki bu ağaçtan en fazla on kilo elma alabilirsiniz. Teknik usullerle çalışmanız hâlinde bu ağaçtan on kilo elma yerine elli kilo alabilirsiniz.” Oğlunun sözü bitince babası şöyle der:
“Haklısın tabii oğlum, elbette ki o ağaçtan elma almamız mümkün değil çünkü o bir elma ağacı değil, bilakis armut ağacıdır.” Babasının bu sözü karşısında donakalan genç mühendis, bilgiçlik taslamanın ilk ezikliğini babası karşısında yaşamış olur.
İstihbarat toplamak içim Rusya’ya giden Amerikalı Ajan almış olduğu eğitim nedeniyle hiç sıkıntı çekmez. Bir Rus gibi konuşup bir Rus gibi giyinir. Hatta kurmuş olduğu küçücük iş yerinin duvarlarını da Ruslara özgü sembollerle donatır. Ajan, herkesin kendisini Rus olarak tanıdığından emin olup istihbarat toplamaya başlar. Amerikalı ajan bir gün bir düğün törenine katılır. Piste yakın bir masaya kurulan Amerikalı etrafı incelerken masasına yaşlı bir adam oturur. Hâlinden oldukça yoksul olduğu anlaşılan adamla Amerikalı arasında koyu bir sohbet başlar. Amerikalı, büyükbabasının Sibirya’nın Yekaterinburg kentinde doğduğunu, babasının uzun süre ticaret yaptığını, kendisinin de üniversite mezunu olduğunu söyler. Amerikalı ajanın söyleyecekleri bitince yaşlı Rus, şöyle der:
“Yoldaş, sen kendini Yekaterinburg kentinde doğmuş Rus olduğuna inandırsan da nihayet sen bir Amerikalısın!” Ajan, yaşlı adamın söyledikleri karşısında şaşırır. Çünkü şimdiye kadar ona Rus olmadığını söyleyen biri olmamıştı. Ajan bozuntuya vermeyip, “Yoldaş, doğrusu söylediğin bu söze pek mana veremedim. Herkes gibi sen de gayet iyi biliyorsun ki ben bir Rus’um.” der.
Yaşlı Rus:
“Ben okuma yazma bilmeyen bir insanım. Senin gibi çok ülkeler gezmiş biri de değilim. Ancak şunu çok iyi bilirim ki hiç zenci Rus yoktur!”
İnsan, bilgi konusunda ihtiyatlı davranmalıdır. Çünkü para ve iman gibi bilginin de kimde olacağını ilk etapta anlamak mümkün değildir. Çoğu kere bilgiye dayalı bir mesele ile ilgisi olmadığı düşünülen insanların o meselede bir uzman kadar detay bilgilere vâkıf olduklarını görürüz.
İnsanları hafife almak, kişinin hiçbir şey bilmediğine işaret eder. Zira bilgi kişide derinleştikçe hiçbir şey bilmediği fikri de kendiliğinden gelişir. Bu durum insanı ukalalığa değil, bilakis tevazuya yöneltir. Tıpkı ilimde emsalsiz bir seviyeye yükselmiş olan İmam-ı Âzâm gibi. O derya gibi bir ilim sahibi olmasına rağmen “Bilmediklerimi ayağımın altına koymuş olsaydım başım göğe değerdi.” Demekle ne kadar büyük bir ilme sahip olduğunu da ortaya koymaktadır.




















