Yapılan arkeolojik kazılarda bulunan dini ritüel mekanlarının hikayesi ortaktır; İlah ya da ilahlar kurban ister, muktedirler de, sözüm ona halk adına, bazen bir bakireyi, bazen bir çocuğu, bazen de bir delikanlıyı kurban eder. Seyirciler ve henüz kendisine sıra gelmeyenler rahatlarının derdindeyken kurban can derdindedir.
Nüfus arttıkça kurbanlar için düzenlenen törenler de şekil değiştirir. Artık kurban sunağı arenalardır. Kurbanlar arenalarda aç bırakılmış vahşi hayvanların önüne atılır. Vahşi hayvan kurbanı parçaladıkça tribünlerde oturanlar çılgınca bağırıp alkışlarlar.
İlahlar istemese de muktedirler azdıkça yeni yöntemler geliştirirler. Artık insan insana karşıdır. Kurbanlar önce beslenir, eğitilir ve birbirlerini parçalamaları için arenaya çıkarılır. Çıkanlardan birisinin öleceği bir meydandır artık arena. Mücadele edenlerin ikisi de kurbandır aslında. Ama birisi biraz daha yaşamak adına diğerini öldürmek zorundadır.
Bir adım geri çekilip bakınca görülüyor ki asıl vahşiler, mücadeleyi tribünlerden bağırarak izleyip alkışlayanlardır aslında.
Tüm bunları oturdukları localarında keyifle izleyen bir elit vardır; iktidar sahipleri. Çünkü kimse onların hırsızlığından, vahşetlerinden, hukuksuzluklarından ve meşruiyetinden bahsetmez olur. Sohbetlerin, tartışmaların ve değerlendirmelerin ana konusu kurban, vahşet ve ortamdır. Bir gün sıranın kendisine geleceğini düşünmez bile.
Biz de yaklaşık bir aydır Atatürk’ün iki eserinden biri olan CHP’nin kurban olarak seçildiği Anadolu arenasındayız.
Artık ne “terörsüz Türkiye”, ne aç ve açıkta kalan emekliler, ne açık sınırının altında yaşamaya çalışan emekçiler, ne herkesin ocağına incir ağacı diken yüksek enflasyon, ne yargıdaki çürüme, ne de demokrasi gündemde.
Arenanın tribünlerinde, vahşi çığlıklar atarak hop oturup hop kalkıyoruz.
Yüz on yıl önce hazırlanan kurban töreninde vahşilerin önüne atılmış olan Türk Milleti, seyirciler arasında oturmayı reddetmiş ve arenaya atlayarak vahşilerle savaşan bir kahraman tarafından kurtarılmıştı.
O kurban törenini düzenleyen ve zevkle seyreden ilahlar, büyük bir hayal kırıklığı ve sinirle arenayı terk etmiş ve bir sonraki intikam törenine hazırlanmaya başlamışlardı.
Kurtarıcı, Türk Milleti’nin böyle bir törende tekrar kurban olmaması için iki eser yaratmıştı; Biri Türkiye Cumhuriyeti diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi.
İlahlar her şeye sıfırdan başlayarak yeni bir kurban töreni düzenlediler. İlk işleri 2000 li yılların başında tüm kurban adaylarının başına bir çoban atamak oldu.
İkinci sırada ülkenin ve kurban adaylarının kalkanı TSK vardı. Onu da kumpaslarla içeriden vurdular.
Üçüncü sıradaki ise tüm sistemin sigortası olan yargı sistemiydi.
Çobanın yamakları yargı sisteminin köşe başlarına yerleştirildi.
Sondan bir önceki hedef ise CHP idi.
Ama CHP yok edilemeyecek kadar büyüktü. O halde parçalanarak yutulacaktı.
Daha sonra da nihai hedef olan “Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısı ortadan kaldırma” hedefine yürünecek.
CHP’ne gönülden bağlı olanların bunu fark etmemesi mümkün değil.
O halde CHP’lilerce yapılması gereken şey, birbirlerine karşı kullandıkları savaş baltalarını, en azından 2028 seçimlerinden sonrasına kadar, toprağa gömmek ve ilkeler ışığında tüm olanaklarıyla locadakilerle savaşmaktır..
Kurbanın parçalanacağını görmeyi zevkle bekleyen dahili ve harici bedhahların heveslerini kursağında bırakmak her CHP linin asli görevidir.
Ve bu görevlerini büyük bir sorumlulukla yerine getireceklerine şüphem yok.
Çünkü hepimiz biliriz ki söz konusu vatanın ve milletin bekası ise gerisi teferruattır.




















