Güncel
Giriş Tarihi : 26-07-2026 10:43

Batı dünyasının uşağı

Miladi 571 sonrasında yaşanmış olan pek çok önemli hususa doğru gözü ile bakabiliriz.

Batı dünyasının uşağı

Talihi hiçbir zaman yaver gitmeyen bir coğrafi bölge. Ortadoğu,  açlık, esaret, vefasızlık, kan ve gözyaşının eksik olmadığı toprakların adı. Öncesi farklı rivayetlere konu olsa da özellikle Hz Peygamberin nübüvveti sonrasında yaşanmış önemli hadiseler birçok kişi tarafından kayıt altına alınmıştı. Bu nedenle Miladi 571 sonrasında yaşanmış olan pek çok önemli hususa doğru gözü ile bakabiliriz.

Hz Peygamber ve arkadaşlarının büyük zorluklarla kurduğu İslam Devletinde kırılma noktasını Hz Osman’ın şehit edilmesi oluşturur. İlk Emevi Halifesi Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye, aynı soydan gelmeleri nedeni ile Hz Osman’ın ölümünden Hz Ali’yi sorumlu tutar. Bu sebeple Suriye’de Fırat Nehri’nin sağ kenarında Sıffın denilen bölgede başlayan Sıffın Savaşı, Kuran’ın hakemliği kararı ile son bulur. Ancak hilafetin bu iki kişi arasında savaş konusu edilmesine karşı çıkan Hz Ali Ordusundan 12 bin kişi savaş meydanından ayrılır. Bunlar harici olarak tarihi süreçte yer alır. İki hilafet adayının hazırladıkları ordularla karşı karşıya gelip daha sonra sulh içinde ayrıldıkları düşünülmemeli. Her iki tarafında on binlerce kayıp verdiği, bazı kaynaklarda da bu sayının 70 bin olduğu belirtilmektedir.

Müslümanların Müşrikler ile yapmış olduğu Bedir, Uhud ve Hendek  gibi üç büyük savaşta şehit sayısının 90 kişi olması Sıffın Savaşı’nın vahametini ortaya koyması bakımından önemlidir.    

Bu coğrafyanın talihsizliği Sıffın Savaşı ile sınırlı olsa ne ala. Bölge daha sonraki zamanlarda da cadı kazanı gibi kaynayıp durdu. Haricilerin Hz Ali’yi şehit etmeleri, Kerbela vakası, Emevi ve Abbasi zulmü gibi daha pek çok tarihi vaka. Her biri diğerinden vahim olaylar.

Aradan geçen binlerce yıla rağmen Ortadoğu coğrafyasında değişen bir şey olmadı. Pek çok nübüvvete ev sahipliği yapan bu coğrafyanın bu derece musibetlere açık olmasına bir türlü mana veremiyorum. Dahası düşündükçe hadis olduğu iddia edilen pek çok sözün hikmet içermeyen lakırdılar olduğu kanaatine varıyorum. “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız kurtuluşa erersiniz” sözü nasıl hadis olabilir ki? Pek çoğu sahabe, bir kısmı Tâbiûn olan binlerce kişi birbirini öldürmüş. Peygamber yanlış söz söylemeyeceğine göre Beyhaki ve İbn Abdilberr gibi ben de bu sözlerin hadis olmadığı kanaatindeyim.

Daha da korkunç olanı, “Ölen de öldüren de ateştedir ”sözü. Sıffın Savaşı ve Cemel Vakası’nı bu iki söz ışığında değerlendirecek olursak hadis olmadıkları gerçeğine ulaşabiliriz.

Meselelere geleneksel mistik din anlayışı penceresinden bakmak yerine akıl süzgecinden geçirmenin çok daha doğru sonuçlara ulaştıracağı düşüncesindeyim. İktidar tutkusunun her anlaşmazlığın asıl nedeni olduğu ve fitnenin bu tutkuyu savaşa dönüştürdüğü gerçeğini göz ardı edemeyiz. Bu tutku her insanda olduğu gibi Peygamberin arkadaşlarında da vardı. Nihayet onlar da bizim gibi insanlardı. 

Ve günümüz Ortadoğu’su. Bir kısmı tükenmek bilmeyen doğal zenginliğe rağmen batı dünyasının uşağı, diğer kısmı onurlu yaşayabilmenin kurbanı. Aynı Tanrı’ya inanan fakat küçücük farklılıklar nedeni ile birbirine düşman onlarca ülkenin sıralandığı coğrafya. İhanet, entrika, esaret ve ölümün eksik olmadığı topraklar…

AdminAdmin