Siyasetin sözlük anlamını hepimiz biliyoruz; ancak ülkemizin dört bir yanında olduğu gibi, Tekirdağ sokaklarında da taşlar yerinden oynamış durumda.
Her şey birbirine girmiş kân kim nerede ne hamle peşinde, kim kiminle kol kola, kim kimin arkasından iş çeviriyor anlamak neredeyse imkansız.
Bizler mi?
Şimdilik sadece kenara çekilmiş, bu büyük tiyatroyu ibretle izliyoruz.
Siyasetçiler kürsüden kürsüye ses yarışına girmiş durumda. Hepsinin ağzından düşmeyen o ezbere cümle kulaklarımızda çınlıyor: "Ezilen halkın, işçinin, vatandaşın yanındayız!"
Hadi inandık diyelim... Ama inançla karın doymuyor, faturalar ödenmiyor.
Ankara’nın klimalı odalarından, kürsülerin tepesinden bakınca Tekirdağ’ın ara sokakları, mahalle pazarları nasıl görünüyor bilinmez; ama gerçek şu ki vatandaşın derdi başka, siyasetin gündemi bambaşka. Çarşıya pazara çıkan, sabahın köründe fabrikaya, tarlaya ya da dükkanın kepengini açmaya koşan insan için "siyaset", evine götüreceği ekmeğin boyutunu küçülten bir gürültüden ibaret.
Geçim derdi kapıya dayandığında, kimin kiminle ittifak kurduğu, hangi koltuğa kimin oturacağı, esnafın kepenk kapatma acısını hafifletmiyor. Vatandaş ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, siyasetçilerin vaatleri kulağa artık sadece boş birer teselli gibi geliyor.
Açık konuşmak gerekirse, halkın bu vaatlere olan inancı neredeyse tükenmiş durumda. "Paketler", "destekler", "reformlar" havada uçuşuyor; fakat mutfaktaki yangın sönmüyor. Yine de bu coğrafyanın insanı esnektir, beklemeyi bilir.
Şimdi herkes suskun ama gözü açık.
Şimdi izleme sırası bizde. Bakalım bu fırtınanın ortasında neler değişecek, kim gerçekten halkın yanında duracak, kim ise koltuğunu garantilemenin derdinde olacak?
Sözün bittiği, vicdanın ve cüzdanın baş başa kaldığı yerdedir Tekirdağ. Bakalım bu gürültü dindiğinde geriye kimler kalacak?
Ne kalırsa kalsın, sizler;
Sağlıcakla kalın…




















