Güncel
Giriş Tarihi : 15-05-2025 10:35

Biz çok güzeldik birlikte….

Sana rahmetlerin en güzelini diliyorum, benim ağam. Sevgili Dostum, arkadaşım, her şeyim...

Biz çok güzeldik birlikte….

 

Hep söyleye geldim; hayat başka insan ve başka insanlarla daha güzeldir diye. Ardından, eski dostlarınızı sakın unutmayın diye de, bu sayfada ne çok yazdığımı hatırlıyorum. Hayatı güzel kılan insanlarınız çok olsun…

Dostum, arkadaşım, her şeyim; Osman KAYMAK Hocam, benim hayatımı güzel kılan insanların başında gelirdi. Onun için “Gelirdi…” dediğimi duyacak olsa bana nasıl da öfkelenir, kızar, küserdi. Şimdi bu imkanı olmadığı için kolaylıkla söyleyebiliyorum.

Bu çoklarına bu zamanda tuhaf gelebilir ama biz üç yüz atmış beş gün, kesintisiz irtibat halinde olduk yıllar yılı. Zamanın kullanılabilir en hızlı vasıtası neyse onunla biri birimize mutlaka ulaşır, biri birimizin halini sorar, her konuda ama her konuda biri birimizin fikrini alır, farklı düşünmekten kendimizi men eder, sonra da biri birimizi büyütür beslerdik. Bir araya nerede gelsek, aynı zamanı ve mekanı mutlaka birlikte değerlendirmek en önemli önceliğimiz olurdu, gözümüz başka bir şey görmezdi. Arkada neler bırakmışsak, bunların tamamını elekten geçirir, sıkıca sarılacağımız şeyleri bir bir ayıklardık yeniden. Biraz uzaklaşmışsak, mutlaka zamanın en geçerli ve benim aramızda kullanmaktan çok hoşlandığım uzunca mektuplar yazardık. Telefonun bizim için icat edilmediği yıllarda, hep mektuplarımızla irtibat kurmaya devam ettik, en küçük fırsatta biri birimizi ziyaret ettik, hiçbir bahaneye yer bırakmadan, eğer gerçek bahanemiz varsa, buna şartsız- koşulsuz inanırdık. Onunla aramızda olan bütün bahaneler de birer gerçekti. Telefonlu yıllara geçince, telefon belki de en çok bizim işimize yaramıştı. Telefonu karşılıklı tepe tepe kullandık yıllarca. Şimdi en fazla zorlanacağım şey; telefonumun ucu her akşam, açık kalacak ve sesime ses veren olmayacak ve en çok beklediğim telefon bundan böyle asla gelmeyecek, buna alışmam çok zor olacak…

Bu kadar görüşmemize rağmen, iki yıl önce bir akşam yine aradı; “seni ne için aradım bu akşam biliyor musun? Dedi. Hayırdır dedim; dedi ki; “Artık biri birimizi daha çok aramamız lazım, biz de ağır ağır yaşlanıyoruz…”   Hay hay dedim, bunu hay da da bırakmadık, olabildiğince sözümüzü tuttuk…

Tabi kendimizden menkul insanlar da değildik. Çok güzel insanlardan oluşan çok güzel dostlarımız oldu. Ben onun dostlarını tanıdım, o benim. Çoğaldıkça çoğaldık…Bunlar bugün de devam eden çok kıymetli şeyler…

Kıskançlık, çoğu insanın bir yanıdır ya, o bana karşı bırakın kıskançlığı, hayatı boyunca hep cömert oldu. Hiçbir şeyden anlamasam da, edebiyattan ve şiirden, çok iyi anlarım, bunu sen de bilirsin diye başlardı söze; sana çok kızıyorum diye devam ederdi; sen iyi bir şairsin, iyi bir yazarsın diye, her fırsatta desteğini ve övgüsünü eksik etmezdi. On sekizli yaşlarımız olmalı; köyümüzdeki çayı kenarında gölgelenirken, demişim ki; bizim mutlaka yazmamız lazım; şiir, roman, deneme her neyse; ya farklı şeyleri paylaşıp, yahut neyi daha çok sevip becerebiliyorsak onları ayrı ayrı, yahut birlikte; ama mutlaka yazmamız lazım demişim. Ben unutmuşum, o bana çok yakında, yıllar sonra hatırlattı. Ben bu sözlerini hiç unutmadım, dedi. İlk kitabımı çıkarttığımda, çocuklar gibi sevinmişti, hep yastığımın altında tutuyorum diye de eklemişti. Her başardığım güzel şeyde, onun da benim kadar sevindiğinden hiç şüphe etmedim. Beni bütün tanıdığı yakın uzak çevrelere tanıtmak için kendisini yırtardı ve ben bunu, bilir, duyar, hissederdim. Fakat bir yönüme çok kızardı. Özellikle basit gibi görünen ama bir edebiyatçı için ayıp sayılabilecek, teknik eksiklerime hiç tahammülü yoktu. En basit şey de bile zaman zemin gözetmeden arar beni mutlaka uyarırdı, bana ayıp olmaz da derdi, senin için ayıptır, diye de beni onurlandırırdı. Ben de çok sıkıştığımda, “Ben ziraatçıyım aslanım, onu başkalarına anlat” diye kıvırtırdım.

Ön görüleri ve düşünceleri çok sağlamdı, çok fazla düşündü, düşündüklerini yazmadı, yazdıramadım! Şiirle daha çok görünür olmak istedi. Kitap çıkartmak da nasip olmadı, ama bir kitapla yaşamaya devam etsin çok isterim, bunu da aklımın bir kenarına yazdım.

Beni mazur gör, seni çok anlatacağım için, dostları da fazla yormak istemiyorum şimdilik. Ne iyi ki, son çayımız olduğunu bilemeden, bir hafta önce bir yakınımızın cenazesinde buluştuk, bir saat konuşabildik. O yürüyemez ayaklarınla, yorgun, argın çıkıp gelmiştin. Ben de, hastalandığını duyunca, son yolculuğun olacağını hissetsem de, asla yakın getirmememe adına kapına dayanmıştım! Açamadın, açmadın kapını. İhtiyarını elinden almıştı doktorlar. İçimizde bir kuzu meleyip durduk öylece. Ta ki saat 18.15 olana kadar…

Sana rahmetlerin en güzelini diliyorum, benim ağam. Sevgili Dostum, arkadaşım, her şeyim... Bugün nasip olur, bir terslik çıkmazsa, yeniden akşam yollara düşüp”, “Beni annemin yanına koyun” dediğin, Bayburt diyarına, topraklarımıza geleceğim, toprağına el sürmek için…

Sevgili Kenan ağabeyime; Sevgili eşin Mahbube yengeme, evlatların Alper ve Mehmet’e; bütün yakın uzak ailene, dostlarımıza, arkadaşlarımıza, baş sağlığı ve sabırlar diliyorum…

Mekanın cennet olsun…

AdminAdmin