Güncel
Giriş Tarihi : 09-07-2025 10:27

İNSAN SU GİBİ

Hiçbirimiz bugün olduğumuz insan değildik bir zamanlar.

İNSAN SU GİBİ

Sular, nasıl ki başını taşlara vura vura sakinleşir, sonunda yolunu bulup denize ulaşır ve orada dinginliğe kavuşursa; insan da böyledir aslında. Hiçbirimiz bugün olduğumuz insan değildik bir zamanlar. Zaten bu, yaradılışa aykırıdır. İnsan değişir ve değiştirir; dönüşür ve dönüştürür. Üstelik bu dönüşüm yolculuğuna da önce kendisinden başlar.

İnsanın kendinden başlaması; önce kendi hâlini tanımasıdır. İçine bakar, çevresine bakar. Önce en yakınındakileri, sonra uzağındakileri keşfetmeye koyulur. Hayatı, bir anlamda öğrenmekten ibarettir. Her yeni aşamada, kendine ve yaşadıklarına eleştirel gözle bakmayı öğrenir. Kendi doğrularını, kabullerini, reddedişlerini oluşturur. Sevgi ve nefret arasında gidip gelen bir terazisi olur artık. O terazide, kendince iyiye, doğruya, güzele yönelir.

Ama bütün bunlar, böyle kolayca yazıya döküldüğü gibi basit değildir. İnsan, bu dönüşüm yolculuğunda içten ve dıştan büyük çalkantılar yaşar; krizler, ümitsizlikler, kırılmalarla karşı karşıya kalır. Her yaşadığı, ona bir eşik atlatır. Gün gelir, vardığı noktada kendi doğrularını kurar. Artık yaptığı ve yapacağı tek şey, o doğrulara sarılmaktır. Çünkü yeni ve sert rüzgârlara dayanacak gücü eskisi kadar kalmamıştır. Bu yüzden, o doğrulardan kolay kolay vazgeçmek istemez. Daha inatçı, daha ısrarcı olur. Zira o doğruların, artık birer tecrübe olduğuna inanır. Üstelik yalnız kendisi için değil, başkaları için de geçerli kılmak ister. Çoğu zaman içinden şöyle söyler:

“Ben suyun dibini gördüm. Siz boşuna kendinizi yormayın. Size anlattığım, zaten göreceğiniz şeydir. Yorulmayın, benim sözüm yetip artar size.”

Bunu gerçekten çok ister. Ama bilir ki, insan kendi aklının efendisi olmayı sever. Ne duyguda, ne düşüncede, ne de eylemde başkasının sözünü tam anlamıyla kabullenmez. Herkes, bizzat kendisi deneyip görmek ister.

Hep verdiğim örnektir:

“Bak bu bir taştır. Başını buna vurursan canın yanar, kanarsın,” dersin. Dinliyor gibi görünür. Sen de dinlendiğini sanırsın. Oysa o, çoktan kararını vermiştir. Başını bizzat o taşa vuracaktır. Kanı akana kadar o taşı deneyimlemekten vazgeçmeyecektir. Ta ki, o an gelip “Evet, bana söylemişlerdi,” deyinceye kadar.

Ama orada da durmaz. Aynı inatla denemeye devam eder. Çünkü insan, nasihati sevmez. Hayat, herkes için kendi kendini gerçekleştirme alanıdır. Herkes, kendi hikâyesini yazmak zorundadır. Siz, dünyanın en akıllı insanı olsanız bile, bir başkasını bu anlamda ikna edemezsiniz.

Evet, insanlar arasında farklılıklar vardır. Kimileri doğuştan liderdir, kimileri ise tabiatı gereği itaat etmeyi seçer; sorumluluktan kaçar. Kimileri de hayata karşı hep kaçak dövüşür. Ne olursa olsun, her hayat özgün bir hikâyedir. En yakınınız, hatta öz ikiziniz dahi sizinle aynı hayatı yaşayamaz. Hayat çok katmanlı, çok yüzlü bir şeydir. Neresinden tutarsanız tutun, bir yanı hep eksik kalır.

AdminAdmin