15 Temmuz 2016’ya ille de bir ad koymamız gerekirse, buna topyekûn, devletin ve milletin gafletinin bir sonucu diyebiliriz. Esasında bu, ciddi bir bilgisizlikten doğan millî ve dinî bir gaflettir.
Hakları bugün bile teslim edilmese de, bu gafletin başımıza bir gün olmadık işler açacağını söyleyenler olmuştur. Ama ne yazık ki, yine millî ve müzmin dertlerimiz yüzünden bu uyarılar kimse tarafından ciddiye alınmamıştır. Oysa her şey gözlerimizin önünde cereyan etmiş, elli yıl boyunca bu yapı, evlerimizin içine kadar girerek bizi soyarken biz sadece seyretmişizdir.
Bunun temeline “bilgisizlik” demem boşuna değildir. Bugün yaşadığımız hayat içerisinde dindarlığımızın da, millîliğimizin de çerçevesi kalmamıştır. Ve çerçevesi olmayan her şeyin ucu açıktır. Aynı zamanda, içeriden ve dışarıdan gelen bütün rüzgârlara da açıktır demektir. Bu açıklarımızı kötü niyetle değerlendiren herkesin bugün bile bu topluma ihanet etme şansı vardır. Çünkü, benim dert yandığım anlamda, bu meseleye dair köklü bir değişim yaşanmamış; hatta daha da kötüye gidilmiştir demekte hiçbir mahsur yoktur.
Bizde hiç kimse “değerler”in içini açıp bakmaz. Tabiri caizse, bir kavram bir çuvala konur, üzerine de bir “mübarek” yafta yapıştırılır. Onu sırtlayan da çıkar meydana... Artık durdurana aşk olsun! Bu kerteye gelindiğinde ya da getirildiğinde, o değer artık dokunulmaz olur. Dokunan yanar. Eleştirmek ise zındıklıkla eş değer hâle gelir.
Bu kurguları yapanlar, bu yapıyı inşa edenler bunu çok iyi bilirler. O yüzden, akla gelebilecek her enstrümanı kullanarak toplumun üzerine yürümekten, onu soyup soğana çevirmekten artık çekinmezler. Çünkü hem topluma hem devlete karşı yeterli güveni sağladıklarına inanırlar – ve bu inançlarında çoğu zaman haksız da değillerdir.
Bilgisizlik, sadece bir eksiklik değil; aynı zamanda bir kavram kuşatmasıdır. Kutsal kavramlar sorgulanmadan, içi açılmadan tekrarlandıkça, bu tekrar üzerinden kolaylıkla yol alınabilir. Bugün hâlâ bu yöntem geçerlidir. Deneyin, siz de kazandığınızı göreceksiniz!
Bir kez bu güveni ve konumu sağladığınızda, artık her söylediğiniz toplum tarafından bir hakikat gibi algılanır. Devlet nezdinde ise tolerans sınırları genişler. Bundan sonra kötü dediğiniz her şey toplum gözünde kötülük, iyi dediğiniz her şey iyilik olarak kabul edilmeye başlar. Ve buradan bir “toplumsal körlük” doğar. Öyle bir körlük ki, artık ona hiçbir yandan nüfuz edemezsiniz. Ta ki bir gün, başınıza büyük bir felaket gelir ve bu körlükten acı bir şekilde uyanırsınız. Fakat o vakit, ne yazık ki çok geçtir...




















