Güncel
Giriş Tarihi : 12-10-2021 08:17   Güncelleme : 12-10-2021 08:17

Allah'ın Kulları

            İnsanlık tarihi kadar eski olan devlet nizamı, huzuru sağlamak için oluşturulmuş idari bir yapıdır

Allah'ın Kulları

            İnsanlık tarihi kadar eski olan devlet nizamı, huzuru sağlamak için oluşturulmuş idari bir yapıdır. Ancak esasında huzur, güven, adalet, eşitlik ve hizmet olmasına rağmen bu ilkeler dikkate alınmayarak kişiye özgü bir yönetim anlayışı egemen kılınır. Bu çarpıklık tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

            Yasalara rağmen idarede bulunanların kendi idealleri doğrultusunda oluşturdukları sistem halkın huzurundan çalınan hazinelerdir. Denetim makamında bulunan halk, uyutulduğu derecede mağdur, uyanık olduğu oranda refaha ulaşabilir. Bunu sağlamanın başka bir yolu olmadığından diğer alternatiflere itibar edilmemelidir.

            Ancak tevekküle dayalı bir anlayışla bu esaslar istismar edilmekte, halk ululemre itaatin şerde dahi çiğnenmeyen bir esas olduğu illetinden kurtulamamaktadır. Bu yalnızca Müslüman halklarda değil diğer inançlara mensup milletlerde de görülen salgın bir hastalıktır.

            Makam aracıyla Roma sokaklarında dolaşan Papa'nın canı sıkılınca arabayı kendisi kullanmak ister. Şoförüne arka koltuğa oturmasını söyleyip, kendisi direksiyona geçer. Uzun süre araç kullanmamış olan Papa gaza yüklenir ve hız limitini bir hayli aşınca da radara yakalanır. Bir müddet daha yol alan  araç trafik polisleri tarafından durdurulur. Polis araca yaklaşıp evrakları ister ancak şoför koltuğunda oturan kişinin bir papa olduğunu görünce irkilir. Bir hata yapmaktan çekinen trafik polisi telsizle merkezi arayarak:

 -Komiserim, radara hız limitini aşan bir araç düştü ancak şoförü çok büyük bir adam, ne yapmamı emredersiniz, diye sorar.

Komiser:

-Bahsettiğiniz kişi vali filan mi?

-Hayır efendim daha büyük biri.

-Peki başbakan mı?

-Yok efendim çok daha büyük biri.  

Komiser:

-İyi de yavrum, başbakandan daha büyük kim olabilir ki?

Polis memuru:

-Komiserim, doğrusu makam şoförü papa olan bir insanın kim olduğunu ben de anlayabilmiş değilim, diye cevap verir.  

            Dedik ya çarpıklık her tarafta. Dilerseniz bir de bizim Hamidullah'ın bu konuda ki intizarına tanık olalım.  Bektaşi Hamidullah havalar ısınınca İstanbul'da gezinmeye çıkar. Bir hayli yürüdükten sonra çok geniş bir bahçe içerisinde büyükçe bir konak görür. Koca İstanbul'da buna benzer bir yapı görmediğinden onu padişahın sarayı zannederek bahçe kapısına yanaşır. Hamidullah Meraklı gözlerle etrafı seyrederken bahçe kapısından çıkan sırmalı elbise  giymiş, kaytan bıyıklı biri faytona biner. Orada bulunan birkaç muhafız ise uzun süre selama durur.  Büsbütün meraklanan Hamidullah bahçe kapısında ki görevliye yaklaşır ve sorar:

-Paşam, faytona binen bu adam padişah efendimiz hazretleri mi?

Görevli:

-Yok canım, ne padişahı o padişahın sıradan bir kuludur.

Hamidullah, hareket etmeye hazırlanan faytona yaklaşır, koltuğa kurulmuş adama bir müddet daha baktıktan sonra ellerini yukarıya kaldırıp şöyle der:

-Ya Rabbi hele bir padişahın şu kuluna, bir de senin bu kuluna bak.

             Hakikat odur ki önemli kararlara imza atanlar birilerine yaranmak adına yanlışta birleşmemiş olsalar  güzelim ülkemizde ne aç kalırdı ne de açıkta kalan. Bu da ancak sunulan makamların hizmet etmek amacıyla tevdi edildiği bilincinin yaygınlaştırılmasıyla sağlanabilir. Bu esas yerli yerine oturtulmadığı müddetçe siyasilerin kulları ile Allah'ın kulları arasındaki makas farkı da hiçbir zaman kapanmayacaktır. 

AdminAdmin