Şuna bir ömür çok dikkat ettim; çocuklara yapılması gereken en büyük iyilik onlara sevebilecekleri ve sevinecekleri bir yuva oluşturmak. Başları sıkıştıklarında, hayattan haz almadıklarında, nasılsa benim bir yuvam ve evim var, kalanını boş ver diyebilecekleri bir iklimi yaratmak. Bunu sağlayacak olan anne ve babalardır. Kentleşmenin doruğa çıktığı bir dünyada daha fazla önem kazanmıştır. Köyde çocuk evden sıkıldığında kendisini atabileceği kocaman bir boşluk var, istediği gibi gezer-tozar, düşer-kalkar ve gönlünce bir tür denetimsiz yaşar. Şehirlerde büyüyen çocukların bu imkanı yoktur. Yani çocuğu köy boşluğuna savurduğunuz gibi şehirde sokağa savuramazsınız. Bu nedenle evlerin çocuklara sevdirilmesi bugün daha fazla önem kazanmıştır. Bu anne ve babaların yükünün de bu anlamda arttığı anlamına gelmektedir. Nedir evi sevdirmek? Anne ve babanın hem ayrı ayrı, hem de birlikte oluşturacakları iklimin ve havanın tam kendisidir. Burada anne ve babanın biribirini sevmesi, bu sevgilerini de bir tür çocuklara göstermeleri önemlidir. Bunları belirleyecek olan şey davranışlardır. Anne ve baba çocukların her gün bıkıp usanmadan seyrettikleri tek sahneleridir. Bu sahnede güzel filmler gösterime girdikçe çocuklar daha fazla haz alarak seyredeceklerdir. Anne ve babanın birbirleri ile iletişimi ilk normu oluşturur. Anne ve baba biribirine yüksek sesle hitap ediyorsa, çocuklarda aynı tonda iletişime geçerler, ne eksik ne de fazla. Birbirlerine hakaret ediyorlarsa, çocuk hakaret etmeyi öğrenecektir, bu kaçınılmaz bir şeydir. Karı-koca biribiri ile iletişim kurarken aslında çocukları eğitmektedir bir yandan farkında olsun yahut olmasın. Anne-babanın ilişkisi doğrudan çocuk-anne; çocuk- baba; ilişkisine evrilecek ve zaman içinde bir bütünü oluşturacaklardır.
Tabi iletişim vasıtalarının çoğalıp çeşitlenmesi, yani teknolojinin araya girmesi, bu ilişkilere yeni bir boyut kattı. Telefon ve tabletler bir tür mürebbiye oldular evlerde. Şunu unutmamalı; mürebbiyeler çoğalsa bile, çocuk onlarla en iştahlı şekilde ilgilense bile anne babayı her halukarda takipten asla vaz geçmezler. Bir yandan onunla oynarlar ama gözleri ve kulakları mütemadiyen anne ve baba üzerindedir. Yani beyaz perdeden gözlerini ve gönüllerini ayırmazlar. Teknoloji bir nimettir ama bir eğitim problemi haline de geldiği doğru. Düşünsenize çocuk altı yaşına kadar telefon ve tabletlerle oynayacak, sonra okula gidecek, öğretmen eline bir kalem kağıt verecek; yavrum bir sayfa düz çizgi, bir sayfa dik çizgi, bir sayfa yan çizgi çizeceksiniz ve ben göreceğim. teknolojiyi tanımış çocuk eline kalemi alıp ilk çizgiyi çizdiğinde kendisini bir aptal gibi hissedecektir, içinden bunun manyakça bir şey olduğu geçecektir! ve öğretmene tuhaf tuhaf bakacaktır. Çünkü zihninde hep o tablet ve telefondan öğrendiği hız ve çeşitlilik olacaktır. Özellikle ana sınıfı ve birinci sınıf öğretmenlerinin işi en az anne baba kadar çok zordur. Elbette bu zorluğu aşıyor sevgili öğretmenlerimiz ama çok fazla zorlandıkları da bir gerçek. En fazla ise yeni durumu anlamlandıramayan çocuklar olmaktadır.
Burada da aile ve öğretmen ilişkisi önem kazanmaktadır. Aile ve okul yeni bir işbirliği oluşturmak zorundadır, bir tür ikinci bir aile ortamına geçilmektedir. Anne, baba, işin içine bir de öğretmen ve okul girmiştir artık. Hayat yeni bir düzlemde devam edecektir çocuklar için...
Aile, okul, yani eğitimin arkasından en büyük ayak olarak çocukların önüne sokak çıkmaktadır. Sokağın bir çıkmaz sokağa dönüşmemesi, aile ve okul bütünlüğünün iyi sağlanması ile ancak mümkündür. Her ikisi amaca uygun görevlerini yerine getirdiklerinde, sokakların da bundan doğru anlamda payını alacağı şüphesizdir. Bazen de siz ne yaparsanız yapın, sokağın kötü anlamda çocuklarımızı avladığı da görülen şeylerdendir. Her şeye rağmen böyle bir durumun olması, bu anlamda çalışan suç örgütlerinin cüretkarlığı ve yetersiz denetimdir. Köylerimizde böyle bir sorundan çok söz edemiyoruz, köyler her şeye rağmen biraz otokontrola, yani genel ahlaka tabi olarak kendilerini gerçekleştirmektedir. Burada ancak genel anlamda, ailelerin ve çocukların eğitiminden, eğitimsizliğinden söz etmemiz mümkündür. Dolayısıyla sokak değince aklımıza ilk gelen şehirdir.
Ailelerimiz, anne ve babalarımız şehirde çocuk büyütmek için ne kadar ve ne kadarı yeterlidir bunu gerçek anlamda bilmiyoruz, ama ciddi bir yetersizliğin olduğu, bunun da gün geçtikçe arttığı gözlenmektedir. Bunu eğitim alamayan ve her gün sayısal olarak artan çocuklarımızın sayısından anlayabiliyoruz. Bu sayının iki milyona yaklaştığı söyleniyor ki, bu çok yüksek bir rakamdır. Sokaklarımız tabi bununla kalmıyor. En iyimser tahminle; denetim içi ve denetim dışı ülkemize dışarıdan gelen insan sayısının sekiz milyondan aşağı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nüfus neredeyse küçük ölçekli bir ülke nüfusuna karşı gelmektedir. Bunların çok az bölümünü eğitimli kabul edersek, geri kalanın tamamı eğitimsiz insan gurubunu oluşturmaktadır, bu da on milyon insan demektir ki, yine burada iyimserliği kullanmak durumundayım.




















