Güncel
Giriş Tarihi : 08-12-2025 12:50

Saadet Partisi'nden su krizi raporu

Saadet Partisi Genel Merkezi Türkiye’de Su Krizi konulu analiz raporu yayımladı. Türkiye’de su krizinin derin ve çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu belirtilen raporda şu ifadelere yer verildi: “Bilimsel veriler, kuraklık göstergeleri, baraj rezervleri ve yeraltı suyu çekilmesi; su kıtlığının hızlanan bir şekilde toplumsal, ekonomik ve politik bir kriz hâline geldiğini gösteriyor.

Saadet Partisi'nden su krizi raporu

2025 yazı, son yarım yüzyılın en kurak yılı olarak kayda geçmiş, ülke genelinde hem içme suyu arzında hem tarımsal sulamada hem de enerji üretiminde ciddi kırılmalara sebebiyet vermiştir. Su; yaşam hakkı, sosyal adalet, ekonomik sürdürülebilirlik ve toplumsal istikrarın merkezinde yer alan bir varlık hâline gelmiştir.

TÜRKİYE’NİN SU KULLANIM DENGESİ VE YAPISAL KIRILGANLIK

Türkiye’de mevcut kullanılabilir suyun %73’ünün tarımda, %16’sının içme–kullanma, %11’inin sanayide kullanılması; su krizinin nedenlerini açıklayan temel yapı taşlarından biridir. Tarımsal sulamada hâlâ açık kanal, salma sulama gibi yöntemlerin yaygın olması; suyun en büyük kaybının verimsiz tarım uygulamalarından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Sulama altyapısının dönüşmemesi, ürün deseninin suya göre planlanmaması ve modern sulama tekniklerine geçişin yavaşlığı,

KURUMSAL PARÇALANMA: SU POLİTİKASINDAKİ YÖNETİŞİM SORUNU

Su yönetimi Türkiye’de çok sayıda kurumun dağınık sorumluluk alanına sıkışmış durumdadır. DSİ, Çevre Şehircilik Bakanlığı, Tarım Bakanlığı, İçişleri, Sağlık, Enerji Bakanlığı, yerel yönetimler, büyükşehir su idareleri, OSB’ler ve ilgili diğer kurumlar arasında etkin bir koordinasyon mekanizması bulunmamaktadır. Bu parçalı yapı: Veri paylaşımını zorlaştırmakta, planlamayı geciktirmekte, yatırımları verimsizleştirmekte, su krizine acil müdahaleyi zorlaştırmakta, yer altı suyu ve havza yönetiminde denetimsizlik oluşturmaktadır.

KENTSEL SU GÜVENLİĞİ: ŞEHİRLERİN KIRILGANLIĞI

Ankara, İstanbul, İzmir ve Bursa gibi büyükşehirlerde su altyapısı hem fiziki eskime hem de teknolojik yetersizlik nedeniyle kriz düzeyinde kırılgan durumdadır. Altyapı yenileme çalışmalarının yetersizliği; kayıp–kaçak oranlarının yüksekliği; büyükşehirleri kuraklık dönemlerinde yüksek risk grubuna sokuyor. Musluk suyunun içilebilir olmaması, dar gelirli aileleri şişelenmiş suya mahkûm ediyor. Günlük su harcamaları yükseliyor. Su temini sorunu, halk sağlığı, kent yoksulluğu, gelir dağılımı ve gıda güvenliği sorunlarıyla iç içe geçmiş durumdadır.

TARIMSAL ÜRETİM, GIDA GÜVENLİĞİ VE KIRSAL YOKSULLUK

2025 Kuraklığında bazı bölgelerde ürün kayıpları ciddi boyutlara ulaşmıştır. Toprak neminin azalması, sulama kısıtlamaları ve yeraltı suyunun çekilmesi; kırsal ekonomiyi doğrudan etkilemiş, çiftçinin gelir kaybını ve göç baskısını artırmıştır. Tarım–su–gıda güvenliği zincirindeki kırılma; hem ekonomik istikrar hem de sosyal refah açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır.

SU KALİTESİ, ATIK SU VE HALK SAĞLIĞI RİSKLERİ

Atık suların yeterince arıtılmaması, tarımda kullanılan pestisit ve gübrelerin yeraltı suyuna karışması, maden atıklarındaki ağır metaller ve kimyasal kirleticiler ekosistemlere ve insan sağlığına zarar vermektedir. Nehirlerdeki kirlenme, içme suyu arıtma tesislerinde yüksek maliyetlere ve kalite düşüşlerine yol açmakta; halk sağlığında salgın risklerini artırmaktadır. Su, aynı zamanda şehirlerde ishal, parazit ve bakteri kaynaklı hastalıkların da temel kaynağı hâline gelmiştir.

SU KRİZİNİN SOSYAL BOYUTU: ADALET, EŞİTSİZLİK VE TOPLUMSAL RİSKLER

Su krizi, sosyal adalet perspektifinde belirgin eşitsizlikler oluşturmaktadır:

• Düşük gelirli haneler içme suyuna daha fazla bütçe ayırmaktadır.

• Su kesintileri en çok gecekondu bölgelerini ve dezavantajlı semtleri etkilemektedir.

• Kırsalda küçük çiftçiler kuraklıktan büyük ölçekli işletmelere göre daha fazla zarar görmektedir.

• Kadınlar ve çocuklar su krizinden daha fazla etkilenmekte; hijyen ve sağlık sorunları artmaktadır.

• Göç riski yükselmekte; tarım bölgelerinde geçim kaynakları çökmektedir.

POLİTİKA ANALİZİ: GELECEĞE YÖNELİK STRATEJİK ÇERÇEVE

Türkiye su krizinden çıkabilmek için hem teknik hem idari hem de siyasal bir dönüşüme ihtiyaç duymaktadır. Bu dönüşüm:

• Havza bazlı entegre su yönetimi

• Ulusal Su Yasası

• Kayıp–kaçak azaltımı

• Tarımda modern sulama

• Atık suyun geri kazanımı

• Yer altı suyunun sıkı denetimi

• Sanayide su verimliliği zorunlulukları

• İçilebilir musluk suyu yatırımları

• Sosyal su tarifeleri ve su güvencesi mekanizmaları

• İklim uyumlu altyapı

• Sınıraşan su diplomasisi başlıkları altında bütüncül bir politika çerçevesine dönüştürülmelidir.

SONUÇ: SU KRİZİ TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNDEKİ EN KRİTİK SOSYAL MESELEDİR

Türkiye su krizini yalnızca çevresel bir sorun veya lokal bir altyapı problemi olarak görmeye devam ettiği sürece; ekonomik daralma, gıda krizleri, enerji kırılganlığı, sağlık sorunları, toplumsal eşitsizlik ve kent–kır göçü derinleşecektir. Su, bir güvenlik, adalet, hak, kalkınma ve gelecek nesiller meselesidir. Bu nedenle su politikasının Türkiye’nin tüm siyasal gündemini şekillendiren merkezi stratejik alanlardan biri hâline gelmesi gerekmektedir.

TÜRKIYE SU KRIZININ EŞIĞINDEDIR

Türkiye, yanlış su yönetiminin ve yıllardır sürdürülen plansız uygulamaların sonucu olarak tarihinin en ciddi su krizlerinden birini yaşıyor. 2025 yazı, son yarım yüzyılın en kurak dönemi olarak kayıtlara geçmiş; birçok ilimizde barajlar kritik seviyelere gerilemiş, yeraltı suları hızla çekilmiş, tarımsal üretimde büyük kayıplar yaşanmış ve vatandaşlarımız içme suyuna erişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Türkiye’de suyun %73’ü verimsiz yöntemlerle yapılan tarımsal sulamada kullanılıyor. Kayıp–kaçak oranlarının büyükşehirlerimizde %22–35’e ulaşması, su yönetimindeki yapısal zafiyetleri açık biçimde ortaya koyuyor. Öte yandan su havzalarının madencilik, enerji ve turizm projelerine tahsis edilmesi; suyun pahalı bir metaya dönüşmesine yol açıyor. Vatandaşlarımız, özellikle dar gelirli aileler, içme suyuna yüksek bedeller ödemek zorunda kalıyor. Su krizi, ekonomik, sosyal, çevresel ve politik bir mesele olarak gündemin en üst sıralarına gelmiştir. Gıda güvenliğimiz risk altındadır. Kırsal bölgelerde geçim kaynakları zayıflıyor, çiftçimiz üretimden uzaklaşıyor, şehirlerimizde halk sağlığı tehdit altına giriyor.

Saadet Partisi olarak diyoruz ki: Türkiye’nin çok acil olarak derli toplu, adil, sürdürülebilir ve bilimsel temelde inşa edilmiş bir su politikasına ihtiyacı vardır. Bu kapsamda;

• Havza bazlı entegre su yönetimi uygulamaya konulmalı,

• Ulusal Su Yasası ivedilikle hazırlanmalı,

• Tarımda modern sulama tekniklerine hızla geçilmeli,

• Kayıp–kaçak oranları %10’un altına indirilmelidir.

• Sanayide ve şehirlerde su verimliliği zorunlu hâle getirilmeli,

• Atık su geri kazanımı yaygınlaştırılmalı,

• Musluklardan içilebilir nitelikte su akması sağlanmalıdır.

Su, Allah’ın nimeti ve insanlığa emanetidir. Saadet Partisi olarak ülkemizin su krizine sürüklenmesine seyirci kalmıyoruz. Türkiye’nin suyu tükenmesin, milletimizin geleceği kararmasın diye mücadelemizi sürdüreceğiz.

AdminAdmin