Güncel
Giriş Tarihi : 03-09-2025 08:16

Kardeşlik hukuku masabaşında kurulmaz

Her şey gelip geçer, kalıcı olan sahici kardeşliktir

Kardeşlik hukuku masabaşında kurulmaz

Kapalı kapılar ardında yürütüldüğü söylenen, yöntem bakımından yanlış ve aldatıcı bulduğum sözde “barış görüşmeleri” hakkında zaman zaman görüşlerimi dile getiriyorum. Çünkü bu görüşmelerin barışa değil, tam tersine ayrılığa ve bölünmeye yol açacağına dair zerre kadar şüphem yoktur. Zira oturtulduğu zemin toplumsal gerçekliğimizle uyuşmadığı gibi, izlenen yol da baştan sona yanlıştır.

Kardeşlik hukuku masa başında, protokollerle ya da keselerle kurulmaz. Dünyanın herhangi bir yerinde kardeşlerin bir araya gelip “haydi kardeşliğimizi biraz geliştirelim” diye masa kurduğunu gördünüz mü? Olamaz! Çünkü kardeşlik hukukunu inşa eden unsurlar bambaşkadır.

Öncelikle bilinmesi gereken şudur: Bir ülkede seyahat özgürlüğü ve yerleşme hürriyeti gerçek anlamda sağlanmışsa, orada ayrılıktan ve bölünmeden söz edilemez. Türkiye Cumhuriyeti bu temel hakkı herkese tanımıştır. Cumhuriyet tarihi boyunca doğudan batıya, köylerden şehirlere kesintisiz bir göç yaşanmış; kimsenin boyuna, posuna, rengine, geldiği ya da gittiği yere bakılmamıştır. Elbette devlet, göç yollarını düzenlemekte geç kalmış, bu da gecekondulaşma gibi sorunlar doğurmuştur. Fakat bütün bunlara rağmen kardeşlik hukuku, halkın kendi ilişkileri içinde, en sahici zeminde oluşmaya devam etmiştir.

Son yüzyılda ülke adeta doğudan batıya, köyden şehre taşınmıştır. İnsanlar başka ülkeleri değil, Türkiye’yi tercih etmiştir. Kimse “Türkiye gavur, biz daha dindar ülkelere gidelim” dememiştir. Bu bile kardeşliğin gerçek temelini gösterir. Eğer zihinlerde yaratılan hayali korkular gerçek olsaydı, insanlar düşman gördükleri bir toplumun içine göç ederler miydi?

Kardeşlik, aile komşuluğundan başlayıp mahalleye, sokağa, caddeye yayılan bir süreçtir. İnsanlarımız bu süreci kesintisiz yaşamış, hâlâ da yaşamaktadır. Hakikat budur; siyaset tüccarlarının çarpıtılmış propagandalarında değil. Asıl kardeşliği bozan, siyaset cambazları ve terör örgütleridir. Daha da acısı, bugün barış masalarını kuranlar da yine bu bozguncular olmuştur.

Cumhuriyet öncesinde insanlar birbirinden bu kadar haberdar bile değildi. Herkes bulunduğu yerde, devletin küçük müfrezeleri eşliğinde, dünyadan kopuk bir hayat sürüyordu. Anadolu’yu hareketlendiren, yurttaşlık bilincini ve kardeşliği gerçek anlamda doğuran dönem, cumhuriyet olmuştur. Seyahat ve yerleşme özgürlüğü, eğitim, ekonomik ve sosyal talepler bu sürecin temelini oluşturmuştur. Hepimiz yatılı okullarda birlikte okuduk, birlikte büyüdük. Basın-yayın aracılığıyla değişen hayat standartları fark edilmiş, büyük göç hareketi böyle hızlanmıştır.

Gerçek kardeşlik hukuku, vatandaşların bizzat kendileri tarafından kurulmuştur. Bunun özünde sevgi, saygı ve hoşgörü vardır. Fakat bu kardeşliği geliştirmek yerine siyasete malzeme yapılması, terör örgütlerince istismar edilmesi, toplumsal bağları zedelemiştir. Sonuç; binlerce şehit, trilyon dolarlık ekonomik kayıp, zayıflayan sosyal ilişkiler olmuştur. Bu enkazı yaratanların bedel ödemeden barıştan söz etmesi abesle iştigaldir. Önce bu bedel ödenmelidir ki, sonra konuşacak bir zemin doğsun.

Bugün siz onların adına hüküm verirken, onlar zaten birlikte yaşıyorlar: öğretmen olarak aynı sınıfa giriyor, birlikte duvar örüyor, sınır bekliyor, düğün yapıyor, cenaze kaldırıyor, tarlada çalışıyor, dükkan önünde çay içiyorlar. Onların söylediği tek şey şu: “Yeter ki gölge etmesinler.”

Unutulmamalıdır ki her şey gelip geçer. Kalıcı olan, işte bu sahici kardeşliktir. Geri kalan bütün sözler, sadece kötü birer masaldır.

Ben de zaman buldukça, sansasyon peşinde koşmadan, bu hakikati dile getirmeye devam edeceğim.

AdminAdmin