Bedri Rahmi’nin en değerli tablolarından biridir “At üstünde aşıklar”.
Sevdiği kadınla uzaklara kaçma hayalinin tablosudur.
At üzerindeki aşıklardan erkek olanı Bedri Rahmi, terkisinde saçları rüzgarda uçuşan güzel kadın ise “karadutum” dediği sevgilisidir.
Kimdi bu karadut?
Yazıları ve resimleriyle inanılmaz eserler üreten Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1940 yılında asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’ne o yıl heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen esmer güzeli bir Ermeni kızı olan Mari Gerekmezyan ile tanıştı.
İlk görüşte aşkı tatmışlardı. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmış, Bedri Rahmi de ona şiirler yazmış ve çeşit çeşit portrelerini yapmıştı.
Dolu dizgin bir yasak aşka yelken açmışlardı. Sanatı kadar aşkı da dillere düşmüştü. Bedri Rahmi, fırtınalı yasak aşkı ile evliliği arasında sıkışıp kalmıştı.
Altı yıl sonra Mari hastalanır. Bedri Rahmi tablolarını yok pahasına satıp Karadutuna ilaç parası yetiştirmeye çalıştı. Ama çabaları aşkını kurtarmay yetmedi ve Mari 1946 yılında vefat etti.
Bedri Rahmi kendini içkiye verdi, sanatına küstü. Eşi Eren tüm bu olanlara rağmen Bedri Rahmi’ye destek olmaya devam ediyordu.
Bedri Rahmi yavaş yavaş normal yaşamına dönmeye başladı. Mari’nin ölümünün üzerinden üç yıl geçmiş her şey unutulmuş görünüyordu. Ta ki o dost meclisinde şiir okuması istenilene kadar.
Büyük Kulüpte bir toplantıdaydı. Kendisinden “Karadut” şiirini okumasını rica ederler.
Şair ayağa kalkar. Eşi yanındadır. Şiiri okumaya başlar ve gözyaşları şiire eşlik eder. O göz yaşlarının kime aktığını eşi dahil herkes bilmektedir.
KARADUT
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın a gülüm
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaksın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt, buram buram
Ben beyzade, kişizade.
Her türlü dertten toptan azade
Hani şu ekmeği elden, suyu gölden
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar, göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum
N’etmiş, n’eylemiş, n’olmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam.
Sensiz bana canım dünya haram olsun.
Eşi Eren hanım, tepki vermemeye çalıştığı o geceden sonra bir süre Paris’te yaşamaya karar verir. Ve Paris’ten Bedri’ye yazdığı bir mektupta o geceyi hatırlatır:
“Canuşkam
Kulüpte bir gece şiir okumuştun hani ! Hatırladın mı?
Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin nasıl titremişti. Hey ! Bütün bunları hatırlıyor musun?
Sanki böğrüme bir ütü yapışmış gibi olmuştum. O gece. Senin seneler sonra bile yanıp tutuştuğunu anlamıştım. Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan mutluluk duymanı sağlasın.
Eren”
İçinden taşan aşkını dile getirmek için kağıt-kalem- boya hiçbir zaman yetmemiş Bedri Rahmi’ye.
Şiir yazdıracak bir aşkın, kapınızı doğru yer ve zamanda çalması dileğimle.




















