Bütün dünyada bir değerler erozyonunun olduğu bir gerçek. Akıl ve değerler ile vicdanlar arasında nasıl her geçen gün açılan bir uçurum varsa, değerlerle davranışlar arasında da keskin bir uçurum oluşmuş durumdadır. Bu karmaşa önümüze artık tanınamaz, tanımlanamaz bir insan modelini çıkartıyor, yani tanımlanamaz bir kaosa bizatihi insanın kendisi dönüşüyor. Kaba, nobran ve acımasız...
Bütün inanç ve kültürlerde, tarih boyunca oluşmuş alışkanlık ve gelenekler; ya yok oluyor yahut yok ediliyor, yahut da bağlamından kopartılarak bambaşka bir yüzle, hiç tanımadığımız sıfatlarla önümüze bırakılıyor, yersen bu! Artık bütün dinler de dahil, bütün değerler, birer hap gibi, olumlu, yahut olumsuz gerek duyulduğunda kullanılan birer aparattan ibaret. Kutsallık, topyekun, bir fayda sağladığı oranda bir anlam taşıyor. Bunun dışında yok hükmünde sayılıyor.
Bu durumu sağlayan iki etkili gerçek eleman var; güç ve siyaset. Bu iki etkili eleman, hem ayrı ayrı etki gücüne sahip, hem de bir arada. Bir araya gelince artık kullanmayacakları bir şey yok gibidir. Akşam yatağına insan olarak yatan birey ve toplumlar, sabahleyin birer haydut olarak uyana bilmekte ve uyandırılabilmektedir. Güç ve siyaset bir araya gelip, amaç dışı kullanıma girince, insan varlığı ve sayısı, kuru birer rakamdan başka anlam taşımamaktadır. Artık bir sürü bile değildir. Çünkü sürü dediğimiz şey de sonuçta anlamlı bir şeydir. Oluşturulan bu anlayış, sürü olmayı da artık insanlığa fazla gören bir anlayıştır.
İnsanlığın gerek tarihe dair, gerek günlük hayatında kullandığı ne varsa, bir anda yok edilebiliyor hiçbir hesaba tabi tutulmadan. Çünkü hesabı yapan artık güç ve siyasettir. Kutsalı olmayan güç ve siyaset…
Farzumuhal, insan kalmayı deneyeceksiniz, yahut böyle bir niyetiniz var, şaşırıp iyilik meleği olmuşsunuz! Bu güç ve siyaset elinizde değilse, bunun da bir anlamı olmayacaktır; iyi, güzel ve doğruyu korumak için de, o gücü aşan bir güce sahip olmanız gerekmektedir.
Sahi insan kalmamızı nasıl ve kim, yahut kimler sağlayacak? Dünyanın bu noktaya gelmesi ve getirilmiş olması bir insan icadı olduğuna göre, Allah da sen yaptın sen çekeceksin diyecektir doğal olarak. Yani Allah’a müracaata da kimsenin yüzü kalmadığına göre, sahi ne olacak?
















