Tarih 15 Nisan 1912. Titanic’in devasa gövdesi buz gibi sulara gömülürken, Wallace Hartley ve orkestrasının "Nearer, My God, to Thee" (Sana Daha Yakınım Tanrım) ezgilerini çalmaya devam etmesi, insanlık tarihinin en trajik ama en asil sahnelerinden biri olarak hafızalarımıza kazındı. Bugün bu sahne, sadece bir gemi kazasının detayı değil; kaçınılmaz sonla karşı karşıya kalan insanın haysiyet sınavının sembolüdür.
Peki, gemi batarken keman çalmak bir delilik mi, yoksa en saf haliyle direniş mi?
Dünya bugün de farklı şekillerde çatırdıyor. Kimine göre iklim krizi, kimine göre ekonomik buhranlar, kimine göre ise dijital bir yabancılaşma içinde batıyoruz. Panik, modern insanın varsayılan ayarı haline gelmiş durumda. Herkes can havliyle filikalara koşarken, bir köşede işini hakkıyla yapmaya devam eden, ruhunu koruyan ve etrafına sükunet aşılayan o "kemancılar" hâlâ var.
"Felaket anında asalet, sadece ne yaptığınız değil, o şeyi nasıl bir ruh haliyle yaptığınızdır."
Gemi batarken keman çalmak, akıntıya karşı kürek çekmek değildir. Aksine, akıntının sizi yok edeceğini bildiğiniz halde, son ana kadar insan kalma iradesidir. Kaosun ortasında bir melodi yaratmak, barbarlığa karşı estetiğin, korkuya karşı disiplinin zaferidir.
Bugün "güvertedeki kemancı" olmak, her şeyin yozlaştığı bir dünyada nezaketi elden bırakmamaktır. Reyting uğruna değerlerin çiğnendiği bir medyada hakikati yazmak bir keman sesidir. Kazanmanın her yolunun mübah sayıldığı bir piyasada dürüst kalmak bir kemandır. Herkesin birbirine bağırdığı bir sosyal mecrada sakin ve sağduyulu kalmak o meşhur ezginin ta kendisidir.
Bazıları "Gemi batıyor, nota neyine?" diyebilir. Oysa o nota, gemiyi kurtarmak için değil, insanın içindeki o sarsılmaz kaleyi korumak içindir. Su yükselip kemanın telleri susana kadar geçen o birkaç dakika, aslında hayatın özüdür. Çünkü hayat, limana sağ salim varmaktan ziyade, yolculuğun fırtınalı anlarında takındığımız tavırdan ibarettir.
Eğer bir gün geminin su aldığını hissedersek, birbirimizi ezerek filikalara koşmak yerine, belki de biraz durup o ince sese kulak vermeliyiz. Belki gemiyi kurtaramayız ama en azından batarken sergilediğimiz o asil duruş, suyun altındaki sonsuz sessizliğe bırakacağımız en güzel miras olur.
Unutmayın; filikalar bedenleri taşır, melodiler ise ruhları.
Sevgiyle kalın….
















