
Ahmet Davutoğlu'nun Çerkezköy ziyaretine en fazla ilgi duyanlar basın mensuplarıydı. Zira programa, il ve ilçe teşkilatları dışında pek az katılım sağlanmışken basın mensupları bir saatten fazla Davutoğlu'nu bekledi. Ancak bu bekleyiş sonrasında hiçte güzel şeyler yaşanmadı. Zira salon güvenliğinden sorumlu olduğunu ifade eden zati muhterem bir hanımefendinin gazetecileri adeta bir köşeye sıkıştırıp işlerini yapamaz hale getirmesi oldukça düşündürücüydü. Kendileri canlı yayına imkan sunmak bakımından bunu yapmak zorunda olduklarını söylerken korumalar bu baskının güvenlik kaynaklı olduğunu söyledi. Siz hangi yalana inanırsınız bilmem ama ben böylesi bir hödüklükle ilk kez karşılaştım desem yalan olmaz.
Çerkezköy'de oturanlar basını bir köşeye sıkıştırmanın anlamsızlığını anlasa da bölgeye hakim olmayanlar da devasa salonda böylesi bir uygulamanın despotluk olduğunu şu fotoğraf karesinden fevkalade anlayabilirler.
İşin garip tarafı programın açılış konuşmasını yapan Gelecek Partisi Çerkezköy ilçe Başkanı Veysel Karakoç konuşmasında basın mensuplarına AKP Hükümeti tarafından baskı uygulandığını söylerken sanıyorum salonda ki baskıdan pekte haberi yoktu.
Zaman zaman genel başkanların, başbakan ve cumhurbaşkanlarının programlarını izlemişimdir. İzdiham derecesinde yoğunluklar yaşanırken dahi basının bir köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığını görmedim. Gazetecileri mağdur ettiği söylenen R. T. Erdoğan'ın programlarında dahi böylesine rezalet yaşanmamıştır. Bu günkü tablo sonrasında şu soruya cevap bulmaya çalıştım. Şayet Davutoğlu cumhurbaşkanı olsaydı etrafındaki bu dalkavuklar her gün kaç insanın canını yakar, kaç gazeteciyi hapse gönderirdi? Öyle sanıyorum ki bu densizler ülkede gazeteci bırakmazlardı…
Durumdan vazife çıkarmaya çalışan hanımefendinin bunu hangi mantıkla yaptığını bilmiyorum. Basın mensubu az bir katılımın olduğu devasa bir salonda rahat bir fotoğraf alamayacak, videosunu kolaylıkla çekemeyecekse bu Gelecek Parti'si için vahim bir sona sürükleniş demektir.
Ahmet Davutoğlu'nun olan bitenden haberinin olduğunu düşünmüyorum. O denli latif bir insanın bu tür kabalıklara, haksızlıklara ve yanlışlıklara müsaade edeceğini de düşünmüyorum. Ancak Davutoğlu özellikle basına uygulanan sansür, baskı, ceza gibi söylemleri telaffuz ederken etrafında vuku bulan yanlışlardan da bihaber olmayacak kadar gaflet içinde olmamalıdır!
















