Advert

insanları arasındaki çelişki buradadır.

Bizde olduğu gibi birçok toplum, kavramların ve sembollerin kuşatması altındadır.

Güncel - 16-06-2026 11:38

Sembollerle kavramlar, tarih boyunca hep birbirine yakın yürüyen iki güç olmuştur. Aslında bu yakınlığı biz kurmuşuzdur; çünkü çoğu zaman işimize böyle gelmiştir. Kavramlar, zihnimizde soyut bir karşılık bulurken; semboller, onların ete kemiğe bürünmüş, görünür hâlleridir. Her ikisinin de uzun ya da kısa bir tarihi vardır ve bu tarih, toplumların geçmişlerine, kültürlerine, gelenek ve göreneklerine göre farklılık gösterir.

Siyaset de bir bakıma, doğruya ya da yanlışa çok da bakmadan, ki bizde pek bakılmaz, kavramları ve sembolleri ustalıkla yönetme sanatıdır. Onları yerinde ve zamanında kullanmayı bilenler, büyük bir çaba sarf etmeden başarıya ulaşabilirler. Üstelik bu kavram ve sembollere kendilerinin inanması bile gerekmez; önemli olan, muhatabın zihninde bunları uyandırabilmek, onlara inandırabilmektir.

Bizde olduğu gibi birçok toplum, kavramların ve sembollerin kuşatması altındadır. Zihin dünyamızda yer tuttuğu sürece, her kavram ve sembol, mahiyetinin ne olduğuna çok bakılmadan, adeta bir put mesabesine yükselir. İçlerinin dolu ya da boş olması bile çok önemli değildir; çünkü onlar, zihnimizde çakılı duran birer işarettir artık. Esas mesele, başta söylediğim gibi, bu işaretleri yerinde ve zamanında kullanıma sokabilmektir.

İyi bir kullanıcının elinde semboller, toplumlar için âdeta birer tuzak işlevi görür. Toplumun gözü hep bu sembollerdedir; cambaza bakan kalabalık gibi, ayrıntıyı görmeden, derine inmeden, yalnızca parlayan şeye yönelir. Oysa ayrıntı ve analizle uğraşmak, kalabalıkların işi değildir. Bu, daha çok düşünen insanların işidir. Fakat onlar ayrıntının peşine düşmüşken, Üsküdar’da sabah olup geçmiştir bile; haberleri dahi olmaz. Semboller ve kavramlar konusunda, kalabalıklarla düşünce insanları arasındaki çelişki tam da buradadır.

Bir toplumda kullanılan semboller ve kavramlar sanıldığı kadar çok değildir aslında. Ancak her kavramın, yüklendiği anlam ve tarihî ağırlığı nedeniyle ayrı bir gücü vardır. Toplumların kavramların kuşatılmışlığından kurtulması, ancak onları kırıp içine bakmakla, özüne nüfuz etmekle mümkün olur. Bunu yapamayan toplumlar, her alanda ve her anlamda av olmaya mahkûmdur.

Günün Diğer Haberleri